Ana içeriğe atla

EKSİK....

Şu an kızlar partisindeyim. Niye mi yazıyorum.? Eğlenmene baksana sen değil mi? Ama yok efenim illa b şeyler olacak. O eksiklik hissedilecek. Koşa koşa buraya yazmaya gelinecek değil mi? Evet tam da öyle. Şu an kulağımda müzik çalıyor. Müzik o olacak zaten yazının. Neyse. Şu an beş kişiyiz. Kızlar filan fişman osüper bi ortam. Cidden. Ama hazır herkes telefonlarına sarılmışken ben de bloguma koştum. Çünkü şu an çok eksiğim. Ruhsal olarak. En azından diyorum konuştuğum kişi olsa. Ama ''o kişi'' olsa. Çok çok doldum. Gözlerim dolu dolu. Çünkü ikisinin sevgilisi var. Diğer ikisinin sevdiği ama konuştukları. Ben de istiyorum. Çok. Çünkü bazen bi şey oluyor. Biliyorum sadece ''o'' anlar ama olmuyor yanımda. Yok. Kimse yok. Şu an kalbimde bi ağırlık var ruhsal olarak. Aslında biliyorum çok beklediğimden gelmiyor. Çok şey yaptığımdan belki. İnsan istedikleriyle bir de çok sevdikleriyle imtihan edilirmiş ya benimkisi de öyle işte. Sabır lazım. Çok sabır. Kimden hoşlansam biliyorum o değil. En çok da korktuğum hiç gelmeyecek olması. Hiç öyle biri olmaması. Şu an nasıl anlatsam bilmiyorum. Ama tek bildiğim bir şey var ki geldiğinde sımsıkı sarılacağım. Böyle kaburgalarım parçalanırcasına. Öyle işte.

Bu da  o şarkı. Güle güle kalın canlarım :*

Yorumlar

  1. Artık partilerde bile insanlar telefonlarından ayrılamıyor ve arkadaşlarını unutuyor sanırım :(

    Elbet bir gün gelecektir, o ümitle bekliyoruz ruh eşimizi. Umarım en kısa sürede gelir ama sarılayım derken öldürme çocuğu hemde daha yeni bulmuşken :D

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ya illa o oluyor malesef. Unutmak, asla sadece gelen mesajlarımıza bakıyorduk:)

      Ah artık gelsin lütfen ya valla dünya çekilmez oluyor. Ümitler de tükeniyor yavaştan. Öldürmem bulmuşum bir de öldüreyim mi? Cıksss :D

      Sil
  2. Yok öyle bir şey. Herkes Müjgan! Ve House MD Season 7 Episode 16'i izle isterim.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Var öyle bir şey!
      House MD Season 7 Episode 16'i izleyeceğim.

      Sil

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İçinden Çıkılmaz Sorular

"Hep özleyebileceğini düşündüğün biri var mı?"
Bu soruyu bu gece ( sekiz temmuz ikibinonaltı) gecesi Hellotalk diye bir uygulamada tanıştığım ilk ortak noktamız mesleğimiz olan bir arkadaşım sordu. Düşünürken fark ettiğim şey kanımı donduracaktı neredeyse: artık neredeyse hiçbir şey hissetmiyordum. Sanki kalbimi -80 santigrat buzdolabına koymuşlar ve oradan çıkarmayı unutmuşlar gibi. Özlediğimi fark ettiğim çok az insan var. Özleyeceğimi fark ettiğim de...
Böyle olmak güzel geliyor kulağa ilk başta. Hep özendiğim şey diyorsun. Böyle olmam gerekli. Kariyer planları yapıyorsun, iki yıldır sevdiğin adamdan soğuyorsun, birisini "özlediğini" hissetmiyorsun, aşırı bir vurdumduymazlık var çünkü hissedemiyorsun.
Bunlar zehirlenmenin ilk adımları. Dünya bu şekilde çekilebilir geliyor kulağa ama hissetmeden, dünya en çekilmez yere bir anda dönüşüveriyor.
Küçük şeylerden mutlu olmanın, kalbin paramparça olmasına rağmen gözlerin gerçekten gülerken bir fotoğraf çekinmenin, …

Yalnızlık düşünceleri...

Sadece o kadar ağlayabildi kadın. Asansörün 1 kat çıktığı zaman kadar çığlıklarını salabildi asansöre. Geri kalanı yasaklı, geri kalanı sadece gözyaşından oluşması gereken sessiz çığlıklardı. Bazen o şehrin kalabalığından bıkıp bir dağ başına da gitmek istemiyor değildi açıkçası. En çok da ağlamak istediği zamanlarda bu isteği bir çığ gibi içinde büyüyor, ruhunu kemiren melun bir vesveseye dönüşüyordu. Lakin arkada bırakması gereken kişilerden bazıları ayrı bir kalp sızısı oluşturacak türdendi. İki arada bir derede kalmaktan nefret ediyordu. Ruhunun bu bitmek bilmeyen sancısı, ince ince kanayan sızısı bitmedikçe kalbiyle beyni savaşmaya devam edecekti. Aslında biliyordu kadın. Ne zaman kalbiyle bir şeye karar verse olaylar sarpa sarıyor, en çözülemez en düğümlü haliyle karşısına tekrar geliyordu. Ne zaman mantığı bir işe olur diyordu, sonrasında kalbini dinlemediği için pişman olmaktan başka yapacak bir işi kalmıyordu. 
Yüzyılları biriktiremiyordu gözlerinde. Ne saklasa ne gizlese ne b…

Son Mektuptur!

Ah be adam ah!
Evleniyormuşsun. Evleniyormuşsun. Ev-le-ni-yor-muş-sun!
Bilmem kaç defa tekrar etmem gerekecek artık, bilmem kaç defa yüreğim kan ağlayacak. Oysa hiç böyle olmaz sanıyordum senden haber beklediğimde. Hiç böyle yıkılmaz, gözyaşımın bir damlasını bile harcamazmışım gibi geliyordu. Dedim ya haber bekliyordum senden. İçten içe biliyordum böyle bir haber alacaktım. Lakin böylesine bir kalp ağrısı hiç beklemiyordum, böylesine içten içe kavurucu olmasını. Oysa tüm kalbimle sevmiştim birini, gelsen seni ona tercih etmezdim öyle bir sevgi...
Nasıl söndürülür bu ateş, nasıl küllenir bu acı? Kaç defa gözyaşı akıtmak gerekecek ardından, kaç defa?
Sana hiç veda etmemiştim oysa her gelişimden sonra. Belki demiştim belki bir ihtimal aklına bile geliyorumdur... Oysa bu yıl öğrendim vedalar nasıl acıtır, acıdır. Keşke sarılabilseydim bir defa dahi olsa, ellerinden tutsaydım veda ederken...
Şimdi böyle, yine sahipsiz mektuplar yazarak elveda diyorum oysa...
Hoşçakal, Hoşçakal.....…