Ana içeriğe atla

Buddha'nın Mimi

Hey people! Ben geldim. Söz verdiğim gibi ilk postum çok sevgili Buddha'nın tee ne zaman bana yolladığı mim. Ey sevgili Buddha! Sesimi duyuyorsan (yazdıklarımı okuyorsan) senden çok özür diliyorum. Özürlerimi duymanı ve kabul etmeni diliyorum. (Watsaptaki dilek dileyen el işareti)




Öıhhıhıhıhım başlıyorummm.

1) Bu gece öleceğinizi bilseniz bazı insanlara bazı şeyleri söylememiş olmanın pişmanlığını hisseder miydiniz? Peki, neden söylemediniz?

Off hem de nasıl. Sırf nefret etsem bile insanların kalplerini kırmaktan çekindiğim için söylemediğim o kadar çok şey var ki. Tıpkı Kurtlar Vadisindeki oadamın söylediği gibi, ismini hatırlamıyorum, '' Lanet olsun içimdeki insan sevgisine'' 
Çünkü sinirlenince çok fena olabiliyorum. Aklım başımda oluyor. Ve böylece insanları kıracak lafları pat pat yüzüne söyleyebiliyorum. Hem de hiç acımadan ve bilerek. Sonra insanları kırdığım için ben pişman oluyorum. Bu yüzden genelde sinirlenince susarım, ya da illa bi şi demek için saçmalarım.



2) Günün birinde çocuğunuzun doğduğu hastanede bir yanlışlık yapıldığını ve çocukların karıştığını öğrenseniz, kendi çocuğunuzla sizin büyüttüğünüz çocuğu değişir miydiniz?

Sanırım hayır. Tam emin olamıyorum bu soru hakkında. Bilemedim şimdi.

3) Hayalinizi süsleyen bir yerde bir hafta tam pansiyon, harika bir tatil için uçan bir kelebeği yakalayıp bacaklarını ve kanatlarını koparır mıydınız?

Aslında hangi hayalim olduğuna bağlı. Hani bazı hayaller vardır çok uçuktur. Bütçenizi fazla fazla aşar. 10 yıl çalışsanız o tatili yapamazsınız. Evet öyle bir tatil için yapardım. Ama ne garip ki hiç öyle bir hayalim yok. Hatta tatil hayalim yok benim :)


4) Bir yemeğe davetlisiniz ve önünüze tanımadığınız bir yemek koyuluyor. Tuhaf haline ve pek iştah açıcı görünmemesine rağmen tadına bakar mıydınız?

Bakardım tabi beee. Öyle garip şeylere açık bir insanımdır. Meraklıyımdır da :)


5)Sevdiğiniz biri için yalancı şahitlik yapar mısınız? Örneğin bir yayaya çarptığında direksiyonda dalga geçmesine rağmen çok dikkatli kullandığını söyler miydiniz? (Anne, baba, eş, sevgili vs.)

Yapmam.

6) Eviniz ve içindeki eşyalarınız yanıyor. Ailenizi, kendinizi ve köpeğinizi kurtardıktan sonra bir kez daha içeri girme şansınız var. Ne kurtarırdınız?

Laptopum olsa laptopumu kurtarırdım herhalde. Ama şiir defterimi ve günlüklerimi kurtarırdım. Onlar önemli çünkü.

7) Yarın sabah başka birinin kimliğinde uyanma ihtimaliniz olsa bunu değerlendirir miydiniz? Kimi seçerdiniz?

Benim üşengeç, tembel ve şişman olmayan versiyonumla değişmek isterdim açıkçası. Geri kalan her şey çok güzel. Pişman olduğum hiç bir şey yok.


Böylece bir mimin sonuna geldik efendim. Muhtemelen sizler yapmışsınızdır. Yapmamışsanız da üşenmezseniz beğenirseniz yapın :)



Bu da şarkımız olsun efenim. 
Kendinize iyi bakın. Sevgiyle....


Yorumlar

Yorum Gönder

Bu blogdaki popüler yayınlar

İçinden Çıkılmaz Sorular

"Hep özleyebileceğini düşündüğün biri var mı?"
Bu soruyu bu gece ( sekiz temmuz ikibinonaltı) gecesi Hellotalk diye bir uygulamada tanıştığım ilk ortak noktamız mesleğimiz olan bir arkadaşım sordu. Düşünürken fark ettiğim şey kanımı donduracaktı neredeyse: artık neredeyse hiçbir şey hissetmiyordum. Sanki kalbimi -80 santigrat buzdolabına koymuşlar ve oradan çıkarmayı unutmuşlar gibi. Özlediğimi fark ettiğim çok az insan var. Özleyeceğimi fark ettiğim de...
Böyle olmak güzel geliyor kulağa ilk başta. Hep özendiğim şey diyorsun. Böyle olmam gerekli. Kariyer planları yapıyorsun, iki yıldır sevdiğin adamdan soğuyorsun, birisini "özlediğini" hissetmiyorsun, aşırı bir vurdumduymazlık var çünkü hissedemiyorsun.
Bunlar zehirlenmenin ilk adımları. Dünya bu şekilde çekilebilir geliyor kulağa ama hissetmeden, dünya en çekilmez yere bir anda dönüşüveriyor.
Küçük şeylerden mutlu olmanın, kalbin paramparça olmasına rağmen gözlerin gerçekten gülerken bir fotoğraf çekinmenin, …

Yalnızlık düşünceleri...

Sadece o kadar ağlayabildi kadın. Asansörün 1 kat çıktığı zaman kadar çığlıklarını salabildi asansöre. Geri kalanı yasaklı, geri kalanı sadece gözyaşından oluşması gereken sessiz çığlıklardı. Bazen o şehrin kalabalığından bıkıp bir dağ başına da gitmek istemiyor değildi açıkçası. En çok da ağlamak istediği zamanlarda bu isteği bir çığ gibi içinde büyüyor, ruhunu kemiren melun bir vesveseye dönüşüyordu. Lakin arkada bırakması gereken kişilerden bazıları ayrı bir kalp sızısı oluşturacak türdendi. İki arada bir derede kalmaktan nefret ediyordu. Ruhunun bu bitmek bilmeyen sancısı, ince ince kanayan sızısı bitmedikçe kalbiyle beyni savaşmaya devam edecekti. Aslında biliyordu kadın. Ne zaman kalbiyle bir şeye karar verse olaylar sarpa sarıyor, en çözülemez en düğümlü haliyle karşısına tekrar geliyordu. Ne zaman mantığı bir işe olur diyordu, sonrasında kalbini dinlemediği için pişman olmaktan başka yapacak bir işi kalmıyordu. 
Yüzyılları biriktiremiyordu gözlerinde. Ne saklasa ne gizlese ne b…

Son Mektuptur!

Ah be adam ah!
Evleniyormuşsun. Evleniyormuşsun. Ev-le-ni-yor-muş-sun!
Bilmem kaç defa tekrar etmem gerekecek artık, bilmem kaç defa yüreğim kan ağlayacak. Oysa hiç böyle olmaz sanıyordum senden haber beklediğimde. Hiç böyle yıkılmaz, gözyaşımın bir damlasını bile harcamazmışım gibi geliyordu. Dedim ya haber bekliyordum senden. İçten içe biliyordum böyle bir haber alacaktım. Lakin böylesine bir kalp ağrısı hiç beklemiyordum, böylesine içten içe kavurucu olmasını. Oysa tüm kalbimle sevmiştim birini, gelsen seni ona tercih etmezdim öyle bir sevgi...
Nasıl söndürülür bu ateş, nasıl küllenir bu acı? Kaç defa gözyaşı akıtmak gerekecek ardından, kaç defa?
Sana hiç veda etmemiştim oysa her gelişimden sonra. Belki demiştim belki bir ihtimal aklına bile geliyorumdur... Oysa bu yıl öğrendim vedalar nasıl acıtır, acıdır. Keşke sarılabilseydim bir defa dahi olsa, ellerinden tutsaydım veda ederken...
Şimdi böyle, yine sahipsiz mektuplar yazarak elveda diyorum oysa...
Hoşçakal, Hoşçakal.....…